16 Mayıs 2011 Pazartesi

ÖĞRETME-ÖĞRENME MODELLERİ

Öğrenme, büyüme ve vücutta değişik etkilerle oluşan geçici değişmelere atfedilmeyecek, yaşantı ürünü olarak meydana gelen davranışta ya da potansiyel davranıştaki nispeten kalıcı izli değişmedir. Öğrenmenin hangi koşullar altında oluşacağını ya da oluşmayacağını, öğrenme kuramları betimlemekte ve açıklamaktadır.


Öğrenmeyi kolaylaştıracak ya da sağlayacak kuralları belirlemeye dönük olan öğretme kuramları gelişmek durumundadır. Öğrenmede olduğu gibi öğretmede de çok sayıda değişken etkilidir. Bu nedenle farklı öğretme durumları için farklı öğretme kuramları geliştirilmelidir. Ancak öğretme kuramlarının yeterince geliştirilmediği durumlarda kuram geliştirmenin bir basamağını oluşturan öğretme modelleri kullanılmalıdır.


Öğretme modelleri, öğrenmeyi en etkili ve verimli olarak sağlayabilmek için öğrenme düzeyini etkileyen önemli değişkenleri ve bunlar arasındaki ilişkileri açıklamaktadır. Öğretme modelleri incelendiğinde, modellerin ana değişkenlerinin birbirine benzer nitelikte olduğu görülmektedir. Bu temel değişkenler;


i. öğrencinin öğrenme birimine giriş nitelikleri
ii. öğrenme-öğretme süreci özellikleri
iii. öğrenme ürünleridir.
KELLER’İN BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ ÖĞRETİM SİSTEMİ
Bireyselleştirilmiş öğretimin yapıldığı derslerin düzenlenmesi dört aşamada gerçekleşir:

a. Derste işlenecek konuyu belirleme.
b. Konuyu kendi içinde bütünlüğü olan birimlere bölme.
c. Öğrencinin verilen her birimi başarma derecesini belirlemek üzere değerlendirme yöntemlerini belirleme.
d. Bir öğrenme biriminden diğerine, öğrencinin kendi hızıyla ilerlemesine olanak tanıma.
CARROLL’UN OKULDA ÖĞRENME MODELİ

Carroll, 1963 yılında eğitim psikolojisi alanında çok etkili olan bir makale yayımlamıştır. “Okulda öğrenme modeli” adı verilen bu makalede her öğrenciye, ihtiyaç duyduğu zaman ve ek öğrenme olanakları verildiği takdirde tüm öğrencilerin belirlenen öğrenme düzeyine ulaşacakları savunulmaktadır. Bu modelin temelini ‘hızlı öğrenen ve yavaş öğrenen öğrenciler vardır’ görüşü oluşturmaktadır
SLAVIN’IN ETKİLİ ÖĞRETİM MODELİ
a. Öğretimin niteliği
b. Öğretim düzeyini uygun hale getirme
c. Teşvik etme
d. Zaman

İlgi, Motivasyon, Tutum, Akademik Özbenlik,İnanç Kavramları

Öİlgi: dikkati öncelikle belirli bir şey üzerinde toplama eğilimi; kimyasal koşullar eş ya da birbirine çok yakın olduğunda öğelerin birbirleriyle birleşmede gösterdiği seçicilik.
Belirli bir olay ya da etkinliğe yakınlık duyma, ondan hoşlanma ve ona öncelik tanıma; dikkati öncelikle belirli bir şey üzerinde toplama eğilimi.
Bir kimsenin karşı cinse duyduğu eğilim, yakınlık; belirli bir olay ya da etkinliğe yakınlık duyma, ondan hoşlanma ve ona öncelik tanıma.

Motivasyon (Güdülenme): Yönünü ve öncelik sırasını da belirleyerek, bireyleri bilinçli ve amaçlı eylemlerde bulunmaya yönelten, iç ya da dış etkenlerdir.
Tutum: bir bireye atfedilen ve onun bir psikolojik obje ile ilgili düşünce duygu ve davranışlarını düzenli bir biçimde oluşturan bir eğilimdir.
Akademik öz benlik : Kişiye özel olan ve ileri düşünceli , geniş yorum yapabilme gücü, zekayı kullanma seviyesi olarak da adlandırılabilir.
İnanç: Kelime anlamıyla, bir düşünceye gönülden bağlı bulunmak demektir. Ayrıca inanılan şey, görüş, öğretidir. bir dine inanma, itikattir.

Yani bir düşünceye, bir kişiye, soyut bir kavrama (örneğin tanrı) gönülden bağlanma durumudur. Bu bağlılık, bağlanılan şeyin bizzat var olup olamasına veya ahlaken doğruluğuna yönelik olabilir. Ama her halûkârada, özünde "sevgi" "korku" gibi bir duygu bulunmaktadır. Hatta bazen bir tür sevgi-nefret ilişkisi olarak da tanımlanabilinir, inanan ile inanç konusu arasındaki ilişkidir.
İnanç, şüphelerden sıyrılıp emin olmaktır.
Bu özelliklerin bilinmesi öğrenciler üzerinde ne gibi değişiklikleri meydana getirir?
Bu özelliklerin bilinmesi, öğrencilerin nasil daha iyi öğrenme gerçekleştirecekleri hakkında bilgi verir.

DUNNA VE DUN

Dunna ve Dunn’ın öğrenme stili kuramı, doğrudan öğrenmeyi tanımlama yerine, bilgiyi yönlendirmede bireyin iç dinamiklerine -yeteneğine etki eden dış faktörleri- etkenleri tanımlamayı yeğlediği görülmektedir.
Dunn ve Dunn’ın Öğrenme Stili Kuramının Özellikleri
Dunn, çeşitli öğrencilerin öğrenme çıktılarını ve öğrenmeye ilişkin tercihlerini gözleyerek, bu farklılıkların yetenekten daha çok diğer etkenlerin bir sonucu olduğuna inandı. Gözlemleri sonucunda, öğrenme farklılıklarını gösteren yaklaşık olarak otuz iki alan tanımladı. Bunları duyusal, fiziksel, çevresel ve sosyal değişkenler olmak üzere dört büyük grupta toplayarak, bu değişkenlerin de kendi içlerinde alt değişkenlerini tanımladı. Daha sonraki aşamada, öğrenme grupları içerisinde ve çevresel değişkenleri de içine alan etkenlerin tanımlanmasıyla sonuçlar yeniden tanımlandı. Hem biyolojik hem de gelişimsel etkenler çıkartıldı. Biyolojik tercihleri içerenler ses, ışık, ısı, oturma düzeni, örneğe bakarak yapmada güçlülük, bir şeyler atıştırma, günün belirgin zamanlarında çalışma ve hareketlilik; gelişimsel açıdan içerenler de sosyal tercihler olan güdüleme, sorumluluk ve yapıdır (Jonassen ve Grabowski, 1993: 267).

Dunn, bu etkenleri bireyin durumunu ortaya çıkaracak biçimde bir anket (LSI-earning Style Inventory) geliştirdi. Dunn, bu anketin amacının, bireyin öğrenme stillerinin altında yatan psikolojik etkenleri, değer sistemlerini ve tutumlarının niteliğini belirlemek ya da öğrencilerin tercihlerinin neden varolduğunu araştırmak olmadığını belirtmiştir (Dunn, Dunn, & Price, 1989b’den aktaran Jonassen ve Grabowski, 1993: 267).

Dunn ve Dunn, öğrenme stili tanımlamamıştır. Bunun yerine, öğrenme biçimlerine etki eden etkenleri öğrenme stili etkenleri olarak tanımlamıştır. Bunlar: çevresel etkenler, duyusal etkenler, sosyolojik etkenler, fiziksel etkenler ile genel faktörlerdir (Jonassen ve Grabowski, 1993: 269-271).

Dunn ve Dunn’ın Öğrenme Stili Etkenleri Çevresel Etkenler Işık, ısı, dekorasyon, müzik ve gürültü, şeklinde tanımlanmıştır.

Duyusal Etkenler Güdüleme ve yapının niteliği şeklinde tanımlanmıştır.

Sosyolojik Etkenler Bireysel ya da eşli çalışma, uzman kılavuz denetiminde çalışma, yalnız çalışma, biçimindedir.

Fiziksel Etkenler Ders yapma zamanı, hareketlilik, bir şeyler yeme ihtiyacı duyma, işitsel, görsel, dokunma duyularına hitap etme, vb. olarak tanımlanmıştır.

Genel Etkenler Kavramların düşük ya da yüksek düzeyde olması, öğretmenlerin kullandığı öğretme yöntemleri, kültürel ve diğer etkenler şeklinde tanımlanmıştır.

Dunn ve Dunn buradan hareket ederek öğrenme stilini eğitimde verimliliği sağlamak amacıyla öğretimsel çevreyi düzenleme bazında tanımlamıştır. Aşağıda bu özellikler verilmiştir.

Öğrenme Stiline Etki Eden Özellikler
Ses Düzeyi
1. Sesi tercih eden öğrenciler için kulaklıklarına yumuşak ve barok türü müzik verme,
2. Sesi tercih edenler için konuşma alanları sağlama,
3. Sessizliği tercih edenler için ayrı ve oldukça sessiz birimler sağlama,

Işık 1. Işığa gereksinim duyanlara lamba ya da onları pencere kenarına oturmalarını sağlama,
2. Az ışığı tercih edenler için doğrudan değil, dolaylı biçimde ya da ışığın şiddetini azaltma,
3. Az ışığı tercih edenler için ışığı dağıtıcı araçları kullanma,

Isı 1. Isıyı tercih edenler için, kazak giymesine, odanın ortasına oturmasına, sıcaklığı artırmasını sağlama,
2. Serin havayı tercih edenler için, vantilatör ya da klima sağlama,

Düzenleme 1. Doğru biçimde oturma gereksinimi hissedenler için, tablası olan çelik ya da plastik veyahut ağaç sandalyeler sağlama,
2. Rahat oturma biçimini gereksinim duyanlar için, yumuşak sandalyeler ya da koltuklar veyahut halı üzerinde oturmalarını sağlama,

Güdüleme 1. Üst derecede güdülenmiş öğrenciler için, bireylerin kendilerinin tanımladığı hedefler, kendilerince tanımlanan öğrenme ve değerlendirme stratejileri ya da zıt paket öğrenme etkinliklerini kullanma,
2. Güdülenmemiş öğrenciler için, küçük etkinlikler verme, sıkça denetim yapma, bireye kısa zamanlı dönemlerde güdülemeyi ve çalışmasını sürdürmesini sağlayıcı etkilerde bulunma, orta düzeyde bireysel hedef geliştirmesini destekleme, bunun yanında gelişim sürecini izleme ve kayıt altına alma ve sık biçimde dönüt verme,

Sebatlılık 1. Zıt öğrenme etkinlikleri sağlama, uzun dönemli değerlendirme, az sayıda denetleme, görev tamamladığında övgüyü kullanma,
2. Kısa dönemli sebata sahip olanlar için değerlendirmeleri sıkça yapma,

Sorumluluk 1. Kendisini sorumluluk anlamında üt derecede sahip olduğunu hissedenlere yönelik olarak kendi hedeflerini belirlemede ve kendisinden istenilen davranışlarını yerine getirmedeki durumlarını destekleme,
2. Başardığı işlere yönelik olarak kısa dönemli denetimler yapma, becerdiği her bir iş için övgüyü kullanma,

Yapı 1. Bireyleri yapı, zaman açısından serbest bırakma,
2. Aşamalı öğrenme yapısını böyle bir öğrenme biçimine sahip olanlar için kullanma,
3. Üst derecede yapılandırmayı tercih edenler için, hedefleri açık hale getirilmesi ve programlandırılmış çalışmaların ve aşamalandırılmış etkinlikleri programlayarak örnekleri sunma,

Öğrenme Grupları 1. Yalnız çalışmayı sevmeyenler için, bireysel değerlendirme ve bireysel seçebilecekleri tercihleri yaratma,
2. Eşli çalışmayı sevenler için eşli çalışma ortamı yaratma,

Yardım Tercih Etme 1. Çalışma esnasında uzman ya da geri bildirim verebilecek yapı ve ortamları sağlama,
2. Bunun dışında hiçbir kimseye ya da programlandırılmış her hangi bir düzenlemeye ihtiyaç duymayanlar için ortamlar yaratma,

Değişik Biçimlerde Öğrenme 1. Değişik öğrenme içimlerine sahip olanlar için ortamlar yaratma,
2. Bunun dışında, değişik öğrenme biçimlerine sahip olmayanlar için rutin-sıradan ve yapılandırılmış etkinlikleri yapılandırma,

Sese Bağlılık Durumu Kayıtları, görüntüleri, tartışmaları, sunumları, radyo ve ağızdan-sözlü biçimde yapılan yönerge ve açıklamaları kullanma, bunun yanında, görsel, dokunmaya ve harekete yönelik olan uygulamaları destekleme,

Resimleme Resimleri, filmleri izleme, grafiklerle destekleme, yansılarla, bilgisayarla çizimlerle, kitaplarla dergilerle ve programlanmış öğrenme aşamalarıyla destekleme ve sesli, dokunma ve hareketle destekleme,

DokunmaHareket edilebilir, dokunabilir, olan kaynakları ve özelikle üç boyutlu ve yönlendirilebilir araçları kullanma, bunun yanında, ses ve dokunma ile hareketi destekleme,

Kinesthetic (Devinduyumsal) Ses, görüntü ve dokunmayı sağlama yoluyla güçlendirici yürümeyi; yer oyunlarını, eylemeyi, etkinliği, ziyaret etmeyi ve hedefleri sürdürmeyi, planlamada etkin davranmayı ve gerçek fırsatlar yaratmada etkinlikleri sağlama,

Alma 1. Çalışma sırasında bir şeyler içme ya da yeme ihtiyacı duyanlara olanak sağlama,
2. Ya da bunun dışında kalanlara böyle bir ortam sağlamama,

Sabah ya da Akşam Çalışma
1. Akşam çalışanlar için ödevleri akşama yapılacak çalışmalar verme,
2. Ya da bunun tam tersi yani sabah yapılacak çalışmaları verme,
3. Bu çalışmaları öğleye doğru ya da öğleden sonraları yapacak biçimde ödevlendirme,

Hareketlilik Hareketlilik isteyen öğrenciler için ortam ve fırsat verme ya da tam tersi olanlar için belirli bir yerde oturmalarına izin verme,

Ailesi Tarafından Ödüllendirme-Güdülenme 1. Ailesi tarafından güdülenmesine fırsat verebilecek ödevler verme ve ailesine sıklıkla öğrenciyle birlikte çalışabilecekleri ödevler verme,
2. Ya da böyle durumda olmayanlara, ailesi tarafından ödüllendirmeyi gerektirmeyen ödevleri verme,

Öğretmenin Güdülemesi 1. Öğretmenin güdülemesini gerektiren durumlar yaratma ve küçük ya da bireysel anlamda doğrudan güdülenmeyi sağlayıcı ortam oluşturma,
2. Bunun yanında böyle bir ihtiyaç duymayanlara da gruplar arsı ya da eşleriyle birlikte çalışmalarına ortam sağlama,
3. Bireysel çalışma olanağı yaratma, olarak tanımlanabilir (Jonassen ve Grabowski, 1993: 2271-274)

ÖĞRENME STİLLERİ

İnsan olmanın en önemli çekirdeğini oluşturan öğrenme stili(tarzı); öğrenirken ve başkaları ile iletişimde bulunurken insanlar arasındaki benzerliklerin yanında, insanın kendine özgülüğünü de gösterir. Bu kendine özgülük, bireyin öğrenmeye hazırlanma, öğrenme ve hatırlama aşamalarında diğerlerinden farklı yollar kullanmasıdır. Öğrenme stili; yürürken, oynarken, konuşurken, yazarken, otururken, yatarken yaşamın her anında ve her boyutunda bireyin davranışlarını etkiler. Düşünmeyi ve öğrenmeyi öğrenmenin temel basamaklarından biri olan öğrenme stillerini, öğrenciler, öğretmenler, yöneticiler ve ana-babalar başta olmak üzere tüm ilgililerin bilmesin de yarar vardır. Çünkü, öğrenme stillerinin bilinmesi, yaramaz ve başarısız olarak görülen pek çok öğrencinin stilleri bilinmediği ve dikkate alınmadığı için istenmeyen davranışlar gösterdiğinin de anlaşılmasını sağlayabilir. Büyük ölçüde doğuştan gelen bu karakteristik özelliklerin; aile, uzman ve okul işbirliği ile küçük yaşlarda belirlenmesi gerekir. Bu işbirliği sayesinde çocuk, okulöncesi eğitim döneminden başlanarak daha rahat ve anlamlı bir yaşama hazırlanabilir.

Öğrenme sitilleri bakımından insanları görsel, işitsel, dokunsal olarak üç grupta toplayan çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalardan birini yapan Grinder’e göre her 30 kişiden 22’si (%73) bu üç özelliğin ikisine, bazen de üçüne sahiptir(1). Görüldüğü gibi, her insan bunlardan biri ağırlıklı olmak üzere, ikisine, üçüne farklı derecelerde sahip olabilir. Bir insanın ağırlıklı olarak, işitsel( İ ) öğrenme stiline sahip olduğunu kabul edersek, aynı kişi farklı derecelerde de olsa görsel ( G ) ve dokunsal ( D ) olabilmektedir. Nitekim insanların çoğunluğunun birden fazla öğrenme stiline sahip olduğu söylenebilir. Öğrenme stillerinden yalnız birine( görsel, işitsel, dokunsal ) sahip olanların, genel nüfus içinde çok az olduğu varsayılmaktadır. Kuşkusuz, her sınıfta yalnız bir öğrenme stiline sahip bir ya da iki öğrenci olabilir. Bunlar içinde en fazla dokunsallar problem olarak görülmekte evde ailelerini, okulda öğretmenlerini üzmektedirler. Asıl sıkıntıyı ise bu çocuklar yaşamakta; aile ve öğretmenler tarafından hiperaktif oldukları sanılmakta ve uzmana başvurulmaktadır. Çok hareketli olduğu görülen her çocuk hiperaktif değildir. Çocuğa dokunsal etkinlikler uygulanmasına rağmen eğer öğrenemiyorsa, işte o zaman uzmandan yardım istemek gerekir.

Bireyin bebeklik, çocukluk, öğrencilik, yetişkinlik dönemlerindeki davranışlarının gözlenmesiyle, öğrenme stilinin göstergesi olabilecek ipuçları bulunabilir. Bireyin her gelişim döneminde öğrenme stili bakımından güçlü ve zayıf olduğu yönler görülmektedir. Burada fazla ayrıntıya girmeden öncelikle ana-babaları ve öğretmenleri genel olarak bilgilendirmek amaçlanmaktadır. Bu bağlamda öğrenme stilleri, aşağıda kısaca açıklanmıştır.

Görseller: Özel yaşamlarında genellikle düzenli ve titizdirler. Karışıklık ve dağınıklıktan rahatsız olurlar. Önce çalışma ortamlarını kendilerine göre düzenlerler, sonra çalışmaya başlarlar. Çalışma masalarındaki araç ve gereçler için ( kalem, silgi, kalemtıraş, makas, zımba vb.) sabit yerler belirlerler ve onları hep aynı yerde tutarlar. Çalışma odaları, okuldaki dolapları, çantaları hep düzenlidir. Yazmayı pek sevmeseler de defterlerinin köşeleri kıvrılmasın diye gerekli önlemleri almışlardır. Bu nedenle ana-baba ve öğretmen tarafından taktir edilirler.

Görseller, öğretmenin ya da bir öğrencinin konuyu sunması/ anlatması olan düz anlatım yönteminin uygulanması durumunda, çabuk sıkılırlar ve dersten yeterince yararlanamazlar. Bunlar, derste işlenen konuyla ilgili öğrendiklerini gözlerinin önüne getirerek hatırlamaya çalışırlar. O nedenle öğretmenler, her öğrencinin değişik oranlarda da olsa görsel öğrenme stiline sahip olduğunu düşünerek ve konuyla ilişkisini çok iyi kurarak harita, şema, grafik, resim, fotoğraf, katalog vb. görsel araçlar kullanmalıdır.

İşitseller: Ses ve müziğe karşı daha duyarlıdırlar. Küçük yaşlarda kendi kendilerine konuşurlar; sohbet etmeyi, birileriyle beraber çalışmayı severler. Konuşma ve dinleme becerileri gelişmiştir. Çoğunlukla ahenkli ve güzel konuşurlar. Özellikle İlköğretimin ilk sınıflarında kendi kendilerine konuştukları için, öğretmeni pek dikkatle dinleyemezler. İşittiklerini daha iyi anlamalarına rağmen bu özellikleri nedeniyle öğrenme oranları azalır. Sessiz okuma çalışmalarından pek yararlanamazlar; o nedenle, kendilerinin duyabileceği bir sesle okumalarına izin verilmesi gerekir.

Konuşarak, tartışarak ve başkalarının sözlü sunularını dinleyerek daha iyi öğrenirler. Dinlemenin yanında konuşma fırsatı da verildiği için, derslerde grup çalışması gerektiren yöntem ve teknikler uygulandığında pek mutlu olurlar. Dil ve yabancı dil derslerinde daha başarılıdırlar.

Dokunsallar: Bunlar oldukça hareketli, adeta sınıftaki yerlerinde duramayan çocuklardır. Hareket etmek için, kapıyı kapama, pencereyi açma, tebeşir getirme, tahtayı temizleme gibi görevleri hep kendileri yapmak isterler. Uzun süre yerlerinde oturup dinlemeye/çalışmaya zorlanırlarsa hem dersten bir şey anlamazlar, hem de disiplin problemleri ortaya çıkabilir. Geleneksel öğretim anlayışı gereği Düz anlatım ve yazı tahtasının kullanımına dayalı geleneksel eğitim uygulamalarından en az yararlananlar onlardır. Bu nedenle, haylaz, tembel, geri zekalı, ve istenmeyen öğrenci/arkadaş olarak damgalanabilirler.

Derslerin düz anlatım yöntemiyle işlenmesi veya bununla birlikte göze hitap eden araç gereçlerin kullanılması dokunsal öğrencinin öğrenmesine yeterince katkı sağlamaz. Bir başka ifadeyle, anlatımla birlikte harita, şema, grafik, resim, fotoğraf, katalog gibi görsel araçlar kullanılarak derse renk ve canlılık katılması onların öğrenmesini beklenen ölçüde etkilemez. Kalıcı bir öğrenme için, ellerini kullanabilecekleri öğrenme ortamına ihtiyaçları vardır. Dokunsallar, derslik yerine laboratuar, okul bahçesi, uygulama alanı gibi ortamlarda yaparak yaşayarak daha iyi öğrenirler.


Yapılması gerekenler: Öğrenme stillerinin bilinmesi, evde ve okulda çocuğa nasıl davranmamız gerektiğine ilişkin önemli ipuçları verir. Ana-babalar ve öğretmenler çocukları gözlemeli, hatta öğretmenler yalnız gözlem yapmakla yetinmemeli “öğrenme stillerini belirleme listesi” kullanarak öğrencilerinin öğrenme stillerini daha nesnel olarak belirlemelidirler. Kuşkusuz, her insanın görsel, işitsel, dokunsal öğrenme stillerinden sadece birine sahip olması gerekmez. Çoğunlukla biri ağırlıklı olmak üzere, ikisine ya da üçüne sahip olunabilir. Yalnız görsel(YG), yalnız işitsel(Yİ), yalnız dokunsal(YD) öğrenme stiline sahip bir öğrenci ve ailesi geleneksel eğitim (ülkemizde olduğu gibi öğretmen merkezli ve ezber ağırlıklı öğretme/öğrenme) anlayışının hakim olduğu okullarda önemli sorunlarla karşılaşabilir. Çünkü geleneksel eğitimde öğretmen aktif, öğrenciler pasiftir. Böyle bir ortamda, YD öğrenciler hareketlilikleri nedeniyle arkadaşlarını rahatsız eder ve sınıfın düzenini bozarlar. Yİ öğrenciler sessiz okuma yaptırıldığında sıkıntıya düşebilirler. YG öğrenciler ise, diğer iki gruptakiler kadar sıkıntı çekmezler. Her öğrenme stilindeki öğrencilerin de dersten yararlanabilmesi için, okullarımızda öğrencinin aktif, öğretmenin rehber olduğu, öğrenci merkezli eğitim uygulamalarını yaygınlaştırmak gerekir. Öğrenci merkezli eğitim, oldukça fazla sayıda yöntem, teknik ve öğrenme/ öğretme uygulamasıyla gerçekleştirilebilir. Kubaşık(işbirlikli) öğrenme, proje temelli öğrenme ya da başka bir örnek olarak “Senaryo Temelli öğrenme” uygulaması verilebilir.

Senaryo temelli öğrenme: Öğrencinin ilgisini çeken, ona anlamlı gelen, düşünmesini ve araştırmasını sağlayan, arkadaşlarıyla birlikte çalışma becerisini geliştirmeye yönelik içerikteki senaryolar, her öğrenme stilindeki öğrencileri aktif hale getirerek onlara birlikte ders işleme imkanını vermektedir. Senaryo gereği öğretmenin anlatması gerekenler varsa, bu kesinlikle 10 dakikayı geçmemelidir. Çoğu kez ders ünite ve konularından ya da bunların bir boyutundan adını alan senaryolar geliştirilirken en azından şu sorulara (ölçütlere) cevap aranmalıdır. Senaryo; 1-Dersin ve konunun hedeflerine uygun mu? 2- Öğrencinin seviyesine uygun ve ilgisini çekiyor mu? 3- Bütün öğrencileri eğlendirici ve aktif hale getirici mi? 4- Öğrenciyi aktif, öğretmeni rehber duruma getiriyor mu? 5- Öğrencileri bilgilerini kullanırken düşündürüyor mu? 6- Öğrenciye günlük ve mesleki yaşamında kullanabileceği beceriler kazandırıyor mu?

Sosyal Bilgiler ve Fen Bilgisi derslerine ait iki örnek senaryo(2):
Konu: İstanbul'un Fethi
Sınıf Derecesi: Değişik sınıflarda uygulanabilir
Önceden haber verilen öğrenciler, derse birer gazete getirirler. Sınıfta 3'lü gruplar oluşturularak her grubun bir sayfalık gazete çıkarmaları istenir. Gazete Fatih'in İstanbul'u feth ettiği günlerde çıkacaktır. Tüm haberler, makaleler, ilanlar, reklamlar, fiyatlar o günün şartlarına göre düşünülüp yazılacaktır. Öğrenciler hazırladıkları yazıları büyük bir kağıda yapıştırırlar. Hazırlanan gazete ilk önce gruplar tarafından okunur daha sonra ise tüm okulda sergilenir.
Not:
Öğrencilerin gazete getirmelerinin sebebi bu gazetelerin kendilerine yardımcı olması içindi. Bu senaryo ilk geliştirildiğinde öğrencilere gazete inceleme kriterleri verilmişti; fakat senaryo uygulandıkça kriter verilmeyen öğrencilerin daha kolay işi yaptıkları gözlendi. O nedenle onlara niçin gazete getirdikleri (sorulmadıkça) söylenmemeli ya da getirdikleri gazeteleri incelemeleri gerektiği gibi bir yönlendirme yapılmamalıdır.

Konu: Evsel atıkların geri kullanımı konusundaki eğilimlerin belirlenmesi
Sınıf derecesi : Her sınıfa uyarlanabilir
Evsel atıkların oluşturduğu çöp dağlarının azaltılması ve yeryüzünün azalan kaynaklarının pervazsızca yok edilmesini önlemek amacıyla kağıt, cam, metal gibi maddelerin fabrikalarda işlenerek yeniden kullanılabilir ürünler olarak bize sunulmasının önemi son yıllarda belirgin bir şekilde artmıştır. Yeniden kullanılabilir evsel atıkların, bu atıkları ortaya çıkaranlarca ayrılıp uygun yerlere gönderilmesi/verilmesi bu işlemin olmazsa olmaz basamağıdır. Oysaki evsel atıkların ayrı tutulması fazladan bir iş gücüdür. İnsanların bu işe zaman ve enerji harcamaları için bu bilince ulaşmaları gerekmektedir. Acaba çevremizde yaşayanlar bu bilince ne kadar ulaşmışlardır? Bu bilinci kazanmaları için neler yapılmalıdır?
Çevrenizde yaşayan insanlarla mülakat yapınız. Anketler hazırlayarak uygulayınız. Çevrenizde yaşayan insanlar evsel atıkların yeniden kazandırılması konusunda ne düşünüyorlar? Böyle bir çaba içerisindeler mi? Niçin bazı insanlar bu işi kendilerine vazife edindikleri halde bazıları hiç aldırmamaktadır? Bu insanların eğitim düzeyleri ve gelir düzeyleri bu davranış farklılığında bir etken midir? Başka hangi etkenler böyle bir farklılığa neden olmaktadır? Evsel atıkların yeniden kazandırılması konusunda duyarsız olanlar bu tavırlarının nedenleri olarak ne söylemekteler? Böyle bir enerji ve zaman ayırmaları için ne yapılmasını beklemekteler? Zorlamayla bu iş yaptırılabilir mi? Yoksa insanlar ikna mı edilmeliler? Bu konuda çevrenizde bir kampanya var mı? Varsa ne derece etkili olmaktadır?
Bu araştırmanın sonuçlarına göre siz de çevrenizde evsel atıkların yeniden kullanılması konusunda bir kampanya programı geliştiriniz ve uygulayınız.

Senaryo temelli bir dersin sonunda, öğrencinin işine yarayacak bir ürünün ortaya çıkması, onun derse güdülenmesi, dersleri sevmesi ve gördüğü eğitimi benimsemesi, bakımından çok anlamlı olacaktır. Bu ders ürünü; bir poster, bir grafik, bir gazete, bir araç ya da yaşantısındaki bir problemin çözümü, yaşanılan çevreye bir katkı sağlama vb. şeklinde olabilir.

ÖĞRETİM TASARIMI VE ÖĞRENME STİLLERİNİN İLİŞKİSİ

Tasarım, eğitim içinde öğrenme-öğretme ortamlarının planlanması, organize edilmesi ve uygulanması faaliyetlerinde etkili olarak kullanılmaktadır. Bu faaliyetler eğitim içinde uygulandığında "öğretim tasarımı" (instructional design) olarak adlandırılmaktadır.
Öğrenme stili ise kişisel bir özellik olup bireyin, öğrenmeye yönelik niteliklerini ifade eder. Öğrencinin psikolojik olarak çevresini nasıl alçıladığını çevresiyle nasıl etkileşim içinde bulunduğunu ve nasıl tepki verdiğini ortaya koyan bireysel özellikler ve tercihler grubu olarak adlandırılır. Farklı öğrenme stiline sahip olan öğrencilerin farklı öğrenme ortamlarına ihtiyaç duydukları yapılan araştırmalarda elde edilen buldular arasındadır.
Sonuç olarak öğretim tasarımı ile öğrenme stili arasındaki ilişkiyi bağlayacak olursak öğrenme stilinde öğrencilerin farklılaşan özelliklerinden dolayı oluşturacak ortam ve olanaklar öğretim tasarımı kapsamında ele alınır ve gerekli çalışmalar

Öğrenme Stili: Kolb, Gregorc ve Dunna ve Dunn

Öğrenme stili, bireylerin daha etkin ve verimli biçimde öğrenme biçimlerini ifade etmektedir. Eğitimcilerin, gerek kendilerinin gerekse öğrencilerinin öğrenme stillerini bilmeleri nitelikli bir eğitim hizmeti sunabilmeleri açısından önemlidir. Ülkemiz eğitim sisteminde toplu öğretim bir başka deyişle sınıf öğretimi egemendir. Bu uygulama, sınıftaki tüm öğrencilerin düzeylerinin aynı olduğu sayıltısına dayanmaktadır. Oysa, aynı sınıfı paylaşan öğrencilerin akademik açıdan “bir” ya da “benzer” özelliklere sahip olsa bile, öğrenme konusunda farklı özelliklere yani farklı öğrenme stillerine sahip oldukları araştırmacılar tarafından ortaya konmuştur. Öğrenme stili kavramı, günümüz eğitim dünyasında özellikle de ülkemizde yeni yeni konuşulmakta olan bir konudur. Fakat, bu tartışmalar daha çok akademik çevrelerde yapılmakta olup henüz okullara taşınabilmiş değildir.

Bu çalışma,öğrenme stilleri konusunda A. A. Kolb, A. Gregorc ve Dunn ve Dunn’ un ayrı ayrı geliştirdikleri kuramları tanıtmayı ve aralarındaki benzerlikler ile farklılıkları incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada önce, her bir kuramın öğrenmeye bakışı, kuram ile kuramlarına dayalı olarak geliştirdikleri öğrenme stillerinin-biçimlerinin belirgin özellikleri verilecek ve izleyen aşamada kuramlar arasındaki benzerlikler ile farklılıklar ortaya konmaya çalışılacaktır.

ANDROGOJİ(YETİŞKİN EĞİTİMİ)

Eğitim; bireylerin kendi benlik ve çevreleriyle etkileşim halinde mevcut fonksiyonlarını geliştirme sürecidir. Bu süreç;
Kendiliğinden eğitim
Örgün eğitim
Yetişkin eğitimi
Yetişkin; Kendisi ve başkaları için sorumluluk yüklenebilecek duruma geldiği ve fonksiyonel bir nitelik kazandığı toplum tarafından kabul edilen birey olarak tanımlanır. 20-40 yaş genç yetişkin,40-60 yaş orta yaşlı yetişkin olarak nitelendirilir.
Androgoji terimini ilk defa Malcolm Knowles gündeme getirdi. Knowles'e göre, yetişkin eğitimi 1920'Ierde sistemli bir biçimde örgütlenmeye başladığında geleneksel pedagoji modelinin yeterli olmadığını görmüştür. Sonra 1960'tarda androgoji diye adlandırılan yeni kuramsal model ortaya çıktı. KnowIes, başlangıçta andogojiyi, pedagojinin sanatı yada bilimi olarak tanımlar. Ancak daha sonra bu kavramları öğrencilerin yaşlarına göre değil, özelliklerine göre tanımlamak gerektiğini kabul etmiştir. Bireylerin

1) Benlik kavramları bağımlı bir kişilikten öz-yönetimli bir varlığa doğru gelişir;
2) Öğrenmeye gitgide zengin bir kaynak oluşturacak artan bir deneyime sahip olurlar;
3) Öğrenmeye hazır oluşları gitgide toplumsal rollerinin getirim görevlerine yönelir;
4) Zaman perspektifleri bilginin ertelenmiş uygulanmasından hemen uygulanmasına doğru değişir, buna bağIı olarak öğrenmeye yönelimleri konu-merkezli olmaktan çıkıp edim-merkezli olmaya kayar.
Knowles, bu sayıltıları ve bunların eğitsel uygulamadaki sonuçlarını şöyle açıklamaktadır:
1) BenIik Kavramları :Yetişkinler artık kendilerini çocuk gibi tam zamanlı bir öğrenici olarak görmekten çıkıp üretici yada yapıcı olarak görmeye başlarlar. Böylece yetişkinin benlik kavramı uygun bir benlik kavramı haline gelir. Yetişkinlerde kendi öğrenme gereksinmelerini kendilerinin tanıması(self-diagnosis) söz konusudur.
2) Deneyimin rolü: Yetişkinler gençlerden daha büyük bir deneyim birikimine sahiptirler; ama ayni zamanda deneyimlerinin de farkındadırlar. Yetişkinler kimliklerini kendi deneyimlerinden çıkarırlar, onlar ne yapıyor iseler odurlar. Yetişkinler öğrendikleri şeyleri gündelik yaşamlarına uygulama eğilimindedirler.
3)Öğrenmeye hazır oluş: Gelişim psikologlarının belirlediği gelişim görevlerinin her biri kişiyi öğrenmeye hazırlar. Yetişkinlerin belirli bir öğrenmeyi kapabilmesi için öğretim programını onların gelişim görevlerine göre hazırlanması gerekmektedir.
4)Öğrenme yönelimi: Yetişkinler öğrendiklerini hemen uygulayacakları bir perspektife sahiptirler. Yetişkin için eğitim, yeteneklerini o anda yaşam sorunlarını çözebilecek düzeye çıkarma sürecidir.